Kaybettiklerimizin yanında kazandıklarımızın hiçbir itibarı ve ehemmiyeti kalmadı.
Önce insaniyetimizi kaybettik, sonra yavaş yavaş, dürüstlüğümüzü saygınlığımızı, güzel ahlakımızı ve eminliğimizi kaybettik. Daha da önemlisi, kanaatimizi ve şecaatimizi kaybettik.
Ne yazık ki bir avuç toprakla doyacak olan gözümüz, tamaha kapılıp, hileyle hurdayla harama tasallut etti.
Halbuki önümüzde sırlı bir hakikati vardı, lakin çok kimse çözemedi, Peygamber efendimize peygamberlik, 25 yaşında, delikanlı olduğu zamanda değil, 40 yaşında "Emin" olduğu zamanda verildi.
Demek ki bir din, toplumlara emin olan ellerle gelir, hakediş yok ise emin olmayan ellerden çekilir gider.
Din bir hak ediştir, kişi hak edişine göre dünyanın bir ucunda da olsa mümin seçilir, yada, hak etmeyenin, aklından ve kalbinden feraseti alınıp vazgeçilir.
Önceden elinden ve dilinden emin olana mümin denirdi. Rızkını alın teri ile tertemiz kazanır, ikram ettiği tereddütsüz yenirdi.
Tertemizdi bizim ekinimiz, buğdayımız ve damarların arasından bembeyaz akan sütümüz. Tertemizdi bin bir çiçekten binbir sırla alınan balımız ve üzerine yemin edilen zeytinimiz ve yağımız. Daha da önemlisi özümüz gibi sözümüz de tertemizdi bizim.
İnsanın sözü namusu kadar kıymetli ve kutsaldı. Onun için "Söz namustur" derdi atalarımız.
Bilir misiniz, bugün 250 milyon nüfusu olan Endonezya'nın, İslam'ı seçme sebebi ne güçlü ordular, nede güçlü silahlarladı. Bu koskoca 250 milyonluk ülkenin Müslüman olma sebebi sadece 5 akçelik bir doğruluktu.
Müslüman bir kumaş tüccarı Endonezya'ya ticaret için gider. Kumaşları ise tam halkın ihtiyacını karşılayacak cinsten. Yardımcısı o yokken kumaşları daha karlı bir paraya satar. Tüccar geri döndüğünde olayı fark eder, hak ettiğinden fazla sattıkları için haram olan bir parayı istemez, günlerce arayıp sattıkları kişiyi bulurlar ve fazla parayı iade ederler.
Bu doğruluk toplumda kulaktan kulağa yayılır ve zamanın kralına kadar gider. Kral bu doğruluğun sebebini tüccara sorar, tüccar "Bizim dinimiz, fırsatçılık yapıp malı hak edişinden fazla miktara satmayı haram kılmıştır" deyince kralla beraber tüm halk Müslüman olur.
Doğruluk, eminlik, dürüstlük bir toplumun en büyük ordusu, en büyük gücüdür. Bu meziyetleri kaybeden toplumlar, güvensiz toplumlar olurlar. Güvensiz bir toplumda yaşamak ise insanın yaşayabileceği en büyük zuldür.
Bu kadarla da bitmez tabii ki, bu çabuk kazanma hırsı ve düzenbazlık ile gelecek nesillerin maddi ve manevi rızkını bugünden tüketmiş olmakta yeryüzünde yapılmış en büyük zulümdür.
Ne yazık ki iki elimizle karada ve denizde düzeni bozmuş bir toplum olarak, gelecek neslimize ne güzel bir ahlak, ne temiz bir istikamet, ne verimli topraklar, ne de tayyip yiyecekler bırakıyoruz vesselam.
Lütfiye Aydın Bike
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.