30.07.2020 12:00:35
Lütfiye AYDIN BİKE
Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde, Meş‘ar-i Harâm'da Allah'ı anın ve O'nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz, daha önce yanlış gidenlerden idiniz. (Bakara 198)
Hac Arafattır. (Hz. Muhammed.)
Ebû Katâde Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben Allah'tan umuyorum ki Arefe günü tutulan oruç, içinde bulunulan seneden önceki ve sonraki seneye keffâret olur. " (ıbn Mâce, Siyam,40; Dârimî, Savm, 54;
Arafat ile ilgili bir çok rivayet anlatılır. Hz. Adem ile Hz. Havva' nın buluştuğu, Hz. Cebrail'in Hz İbrahim'e (Arefte) "anladın" mı diye sorup, Hz. İbrahim'in ise (Areftü) "anladım" dediği ve daha birçok hadisenin cereyan ettiği yerdir.
Allah (cc.) nün nazarı Beytullah'a, zat-ı da Arafat'a tecelli eder derler.
Arafat, kavuşmanın ve buluşmanın adresidir. Arafat, "Uzak yollardan yürüyerek veya bineklerle gelsinler dendiğinde" Buyur Allah'ım buyur, geldim deme yeridir. Vakfe ise "Siz nereden bileceksiniz" sözünün, vücuda bürünmüş ip ucu gibidir.
Arafat sevdadır. Arafat vuslat yeridir. Arafat' taşı toprağı gözyaşıyla ıslanmış sırılsıklam aşktır.
Dünyanın her yerinden gelen, rengi dili ırkı farklı olan, gencinden ihtiyarına, kadınından erkeğine, herkesin gönlündeki sevdasının ve hasretinin harmanlandığı yerin adıdır Arafat.
Ah Arafat'ın dili olsa da anlatsa; bembeyaz ihramın içerisinde, simsiyah inci gibi palayan, iki elini önünde birleştirip, sabah güneşinin doğuşundan batışına kadar kıpırdamadan kıyama duran ve kelimelerini gözyaşına bulayan siyahi genci anlatsa.
Ah Arafat'ın dili olsa da anlatsa; iki kişinin kollarından tutarak getirdiği, titreyen bacakları ve titreyen kalbiyle, secdeye yıkılıp, sanki "ben bu günü bekliyordum" der gibi, bir daha kalkmayan hasan dedeyi anlatsa.
Ah Arafat'ın dili olsa da anlatsa; daha onsekizinde, bembeyaz elbise içerisinde, bembeyaz yüzünün üzerindeki, simsiyah kaşlarının titrediği, iki metre olan boyunun vav gibi bükülüp, kalbinin çarpışı sarığının titremesinde görünen genci anlatsa.
Ah Arafat'ın dili olsa da anlatsa; Amasya'dan gelen yarı tutmayan bacaklarının çözülmesi ile yere düşen, yılların hasreti ile dizlerine vura vura, "taşına kurban, tozuna kurban, Sen bana gelmi dedin" diye dizeler yakan teyzeyi anlatsa.
Ah Arafat'ın dili olsa da, toprağında nice fırtınaların koptuğunu, nice yangınların yandığını, nice göklerin heybetlenip Rahmet döktüğünü anlatsa.
Arafat'ı diller nasıl anlatır ki, kimine göre tozlu çakıllı yol, kimine göre yerle gök arasında sıkışanları feraha çıkaran kol.
Arafat, tüm küskünlükler içerisinde konuşan dil gibidir. Alev alev yanan sineye dökülen sel gibidir. Kokuşmuş dünya içerisinde açılan gül gibidir. Tüm tatsızlıkların içerisinde gönle dökülen bal gibidir. Uçurumlara düşerken tutacağımız dal gibidir. Arafat, gidip de dönmek istemediğin yol gibidir.
Derinden bir ses ile kulaklarım çınlar gibi oldu. "Ya, yanıp tutuşsak da gidemesek, ya yollar kapansa, ya engeller barikatlar kurulsa" diye.
Biliriz ki Allah'ın yeryüzünde iki tane beyti vardır, biri beytullahtır, biri de müminin kalbidir. Ben inanıyorum ki Allah'ın yeryüzünde iki tanede vakfe dağı vardır. Biri Arafat dağı, biri ise gönül dağıdır. Olaki beytime gidemeyenler, Arafatıma çıkamayanlar beni orada bulsun diye, sol yanımıza yerleştirilmiştir.
Yani demem odur ki madem yollar kapanmış, madem gidiş yok, öyleyse mümine her yer Arafat, her gönül Vakfe.
Arafat'ımız makbul, Vakfemiz kabul, Arifemiz bayram, Kurbanımız mübarek olsun vesselam...

