Hünsa, doğuştan hem erkeklik hem de dişilik organına sahip bulunan veya erkek mi kadın mı olduğu tespit edilemeyen kişiyi ifade eder.
İnsanlarda milyonda bir rastlanan bu yapısal bozukluk veya çift cinsiyetlilik durumu dinimizde ve toplumumuzda hastalık olarak kabul edilmiştir.
Hünsalar İslam dininde, namazından hacda giyeceği ihramına, imametinden, hukukiyetine kadar düşünülüp, toplumun içinde yer alması sağlanmış, dışlanmayıp bilakis korunmuştur.
Tarihimiz boyunca ise, Hünsa olanların maddi, manevi hakları gözetilmiş ve toplumun içerisinde dışlanmadan kabul görmüşlerdir.
HÜNSA milyonda bir görülen yapısal bir hastalıktır. LGBT ise tüm insanlığın ifsadı için uğraşan, Allaha karşı savaş açan, insanlık neslini yok etmeye çalışan, aile yapısını, ahlaki değer ve yargılarını, hedef alan sapkınlıktır. Bu çirkin sapkınlığın içerisinde çocuklarımız da hedef halindedir.
Hünsa konusu belki günümüzde de, konunun uzmanları, sağlıkçılar ve ilim adamları tarafından ele alınıp her yönüyle konuşulup, çözümler geliştirilmeli boşluk bırakılmamalıdır.
Bunca yıllık tecrübelerimizde gördük ki, insanlığın ifsadı için çalışan küresel şeytani güçler, bizim boş bıraktığımız her yerden saldırıyorlar.
Bu ezeli insanlık düşmanı olan kötü ruhlar, kötü ruhlar diyorum çünkü, bu kadar planlı ve aleni bir şekilde insanlık fıtratına saldıran, insanları Allah'a karşı sapkınlık ve taşkınlık yoluna sürükleyen bir sistem, insani bir ruh olamaz. Bu ancak şeytani bir ruh ve onun tesirinde kalanların sistemi ve projeleridir.
Bu küresel şeytani güçler aynı hastalık gibidirler. Hangi organın zayıfsa oraya tutulum gösterip yakıp yıkarlar. Nerede boşluk varsa oraya saldırıp var güçleri ile finanse edip, tabiri caizse şaftını kaydırıp kendilerine maşa haline getirirler.
Eğer bir Ülkeyi karıştırmak istiyorlarsa, o ülkenin en mağdur, en dışlanmış, en boşluk bırakılmış yerine giderler. Bilmeyen halk kurtarıcı geldi sanır. Özgürlükten bahsederler demokrasi derler insan hakları derler, baş kaldırın derler, derler de derler... Sonra mı, sonrayı anlatırsak ne kitaplar yeter ne de kalemler, ama ben yine de tüm ailesini ve iki bacağını kaybeden Ömer'in şiirini okumanızı isterim. Konu dağılmasın diye yazının sonuna bu şiiri kondurdum.
Size iki sırlı ve mucizevi emir'den bahsetmek istiyorum. "YAKLAŞMA" ve "BENZEME" Bu iki yasayı anlayanlar bu sapkınlığın benzetme ile veya benzeme ile başladığını anlarlar.
Üzücü olan ise bu tür rahatsızlığı olan gençlerimizin mağduriyetinden ve zafiyetinden faydalanıp, kendi çirkin sapkınlıklarına alet edip, toplumun tahribatı için maşa olarak kullanmak istemeleridir.
Haklarını yememek lazım. Bizim iyiliği yayma konusundaki rehavetimiz, umarsızlığımız karşısında, onların kötülüğü yaymak için var güçleri ile verdikleri mücadele aşikârdır. Gerek bu mağduriyeti yaşayanları finanse edip şaşaalı bir hayat yaşamalarını sağlamak, gerek sosyal medyalarda bilinçaltı ve bilinçüstü mesajlar vermek, gerekse hemen hemen her dizi filme böyle bir karakter yerleştirerek toplumda kabulünü sağlamak gibi türlü yollarla maalesef bu sapkınlık kapımızın önüne kadar geldi.
Şimdi sen! iyi niyetli ama tembel, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demeyen, ama dermiş gibi hareket eden, gelecek mücadelesinden vazgeçip, anlık hazlarla mutlu olan, kafasını ekranların içerisine gömüp vicdanını uyutan müslüman kardeşim. Dışardaki kıyameti görmüyor, duymuyor, hissetmiyorsun ya, senin bu rahatlığından cesaret alan torunun âlamet, kapıyı açacak, senin feryadını duymadan, gözyaşını görmeden, acını hissetmeden kaybolup gidecek.
Belki ki bu yazının hiç bir faydası olmayacak. Boykot çağrımız da duyulmayacak. Evet, elimizi neye atıyorsak onların, hatta boykot duyurusunu yapacağımız iletişim ağları ve araçları da onların. Biliyoruz, biz dünyayı da değiştiremeyiz ama bir şeyi çok daha iyi biliyoruz ki, BİZ KENDİ DÜNYAMIZI DEĞİŞTİREBİLİRİZ. Sapkınlığın ve haksızlığın karşısında durup, bir cevap hakkı kazanabiliriz. Hakikat gününde cevap hakkımızı kullanıp "Biz iyilerdendik" diyebiliriz.
Hasılı kelam kim neye yaklaşırsa onu yapar, neye benzerse ondan olur. Yapmak istediğine yaklaş, olmak istediğine benze vesselam.
BİR SES VER!
TERTEMİZ ALIN TERİNİ KİRLETME
BOYKOT ET.
NOT:
Ne manidardır ki, bir Ömer'i vuranlarla, diğer Ömer'e gemide eş cinsel düğünü finanse edenler aynı kişiler.
IRAK savaşında babası ve annesi ölen ve ayakları kopan Ömer'in IRAK savaşını yöneten Tommy FRANKS'a yazdığı şiir.
Mektubun gideceği adres ise New York..
Ben Basra dan Ömer...
Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;
Önce demokrasi yağdı göklerden
Sonra özgürlük geçti üstümüzden
Palet palet...
Ve insan hakları namlularından
Yüzü maskeli adamların
Saniyede bilmem kaç bin adet.
Demokrasi bizim eve de isabet etti
Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptugunu
Babamın vücudunda
Tam on sekiz adet
İnsan hakları saymışlar.
Annem zaten yoktu
Ben doğarken
İlaç yokluğundan ölmüş.
Ambargo falan dediler ya
Anlamadım, çocuk aklı işte
Sen daha iyi bilirsin...
Sizde de barış böyle midir Franks?
İnsan hakları çocukları yetim,
ve ayaksız bırakır mı orada da?
Ya demokrasi?
Güpegündüz pazara düşer mi?
Ve zenginlik...
İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı?
Ve kuşlar gökyüzünü terkeder mi orada da?
Babamla söylediğim son dua dilimde,
Ayaklarım hastanede,
Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar
Elimde kaldı...
Çocuğun var mı Franks?
Al... çocuğuna götür onları
Bir işe yarasın.
Kimbilir baktıkça,
Belki beni hatırlarsın.
Bu nasıl demokrasi Franks.?
Düştüğü yeri yaktı
Merhamet hür dünyaya..
Bu kadar mı Irak'tı?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.