14.01.2019 18:29:39

Neslihan SOYHAN MİCAN

 

 

Yerinde sayan milletlerle, geniş ufuklu ve çağın oldukça üstünde bir seyir gösteren milletler arasında aşılması kolay olmayan ciddi farklılıklar vardır...

 Bu farklılıklardan en çok göze çarpanlar fiziki ya da maddi refah ayrıcalıkları değil bilakis mantalite, zihinsel harita yani paradigma ve hayatı bir arada yaşanılır kılan temel dinamikleri algılayış biçimindeki derin uçurumlardır...

 Çağı geride bırakmış ileri toplumlar; tarihte kalmış kişiler, tarihte yaşanmış olaylar, tarihle birlikte tarih olmuş vakalar, vukuatlar için birbirlerini boğazlamazlar...

 Tarihi okuyup kendilerince ders çıkartırlar ama tarihsel olaylara karşı görüş farklılıkları yüzünden birbirlerine kin tutmazlar, böyle bedbahtça ve oldukça komik argümanlarla oyalanmazlar... Zira onlara göre bugün yapılacak tonlarca iş, öğrenilecek o kadar ilim, ortaya çıkmayı bekleyen sürüyle buluş, daha da ilerlemek için kat edilecek kilometrelerce mesafe vardır... Aynı ülkede farlılıklarıyla birlikte yaşamayı, saçma sapan kavgalarla toplumsal yürüyüşlerini yavaşlatmamayı öğrenmişlerdir...

 Her düşünceye, fikre, görüşe orta ayar bir saygıyla yaklaşmak, bu toplumlarda ön tutum haline gelmiştir.

 Çünkü iyice bellemişlerdir ki dünya kuruldu kurulalı net bir kural vardır; hiç kimse aynı şekilde düşünmek zorunda değildir....!

 Dinleri, ideolojileri, uzayı, yıldızları, kıyameti, Allah’ın haşa varlığını, yokluğunu  tartışabildikleri oldukça geniş yelpazeli toplumsal platformlarında, ister bugün yaşasın isterse geçmişte kalsın hiç bir fani kulun dokunulmazlığı yoktur...!

 Ülkelerinde adaletin varlığı veyahut yokluğu bahsini tartışma gündemlerinden çoktan çıkarmışlardır...

 Demokrasinin tanımı nettir... Özgürlük anlayışı dinli, dinsiz, siyah, beyaz, şucu, bucu ayrımı gözetmeksizin her birey için aynı geçerliliktedir...

 Halk, siyaseti gerçekten bu işte liyakat sahibi insanlara bırakır... Siyasi arenaya talep her baba yiğidin harcı değildir.

 Bu liste bu minvalde uzar gider... Fazla söze hacet yok...

 Başımızı önümüze eğip, çoook uzun yıllardır ülke gündemimizi meşgul eden kronikleşmiş mevzularımıza bir göz atalım...

 Aşamıyoruz... Milli kısır döngülerimizden bir türlü kurtulamıyoruz... Az gidiyor, uz gidiyor, biraz debeleniyor, sonra hoop en başa dönüyoruz. Olgun demokratik anlayışı ne yaşamlarımızda ne de yönetimsel kurallarımızda bir türlü oturtamıyor, hakim kılamıyoruz.

 Anlamıyoruz ki; hiç kimse bizim sevdiğimiz ve belki de mazaallah taptığımız insanları aynı derecede sevmek zorunda değil...Hatta hiç sevmek zorunda da değil...

 Ve gene anlamıyoruz ki;  herhangi bir devlet adamını veya bizim kahraman olarak nitelediğimiz birini sırf sevmiyor diye kimse vatan haini de değil...

 Ayrıca Vatan hainliği kavramı, örnek aldığımız hiç bir ileri medeniyette bizdeki kadar ucuz da değil...

 Gerek ana akım medyada, gerek sosyal medyada temcit pilavı gibi hep aynı bahislerle birbirimizle dalaşıyor, didişiyor, sonra vatan kurtarmış komutan edasıyla, muhatabımıza soktuğumuz lafların  vahşi hazzıyla yataklarımıza giriyor,  stres topuna dönmüş bir halde uyanıyor ve kavgalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz..

 Acı olan şu ki bu yaşantı biçimi bize ait değil, bizim kadim topraklarımızın iklimine uyan bir anlayış tarzı hiç değil...

 Biz ki yüzyıllar boyu dinli, dinsiz, farklı kültürden gelen her ırka mensup insanla bir arada yaşamayı başarmış, yedi iklim üç kıtada asayişi, sükunu, huzuru sağlamış şanı yüce ecdadımızın torunlarıyız..

 Bu, gündemi çok fazla meşgul eden katmerli cahil toplumlara özgü mevzular, beş bin yıllık mazisi olan, kardeşliğin, birliğin, dirliğin kitabını yazmış bir millette, maalesef hiç de yakışık almıyor...

 Şizofreni hastaları gibi takıntı yaptığımız klişelere, olgulara, kimselere karşı takındığımız ölümüne savunmacı tavır, yarınlarımız adına hiç de umut vermiyor..

 İnsan ne bindiği arabayla, ne oturduğu villayla, ne giyindiği libasla, ne de bulunduğu mekanla medeni olmuyor...

 Medeniyet önce zihinlerde başlıyor..

 Medeni bir toplum olmanın en önemli göstergesi de; Vatanın birliğine ve bütünlüğüne ‘somut olarak’ kastetmediği sürece her fikre, düşünceye, görüşe tahammül göstermek, hoş görü çerçevesinde muhatabımızı dinlemeye, anlamaya çalışmak ve bizim hayat felsefemize, dünya görüşümüze uymasa da saygılı olmaktır.

 Ne yazık ki her gün gündemimizi meşgul eden, bizi yerimizde saydıran, bir türlü hırsımızı alamadığımız sen- ben kavgalarıyla, bu bitmek tükenmek bilmeyen kısır tartışmalarla; yılları hatta yüzyılları kaybetmekteyiz, nesilleri heba etmekteyiz, lakin hiç de  farkında değiliz...

 

 


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.