25.04.2019 16:06:13

Prof. Dr. Ahmet ŞİMŞİRGİL

Yalancı dünyâya aldanma yâ hû,

Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez.

İki kapılı bir virânedir bu,

Bunda konan göçer, konuk eğlenmez.


Bakma bunun karasına ağına,

Gönül verme bostanına bağına,

Benzer hemân çocuk oyuncağına,

Burda aklı olan insan eğlenmez.

 

Vârını îsâr et Mevlâ yoluna,

Bunda ne eylersen anda buluna,

Bir gün sefer düşer berzah iline,

Otağı kalkacak Sultan eğlenmez.

         

17 Ocak 1595 tarihinde bundan 424 sene önce bir padişahımızın daha otağı kalkmıştı bu yalan dünyadan. Onun vefatı ile de büyük veli Aziz Mahmud Hüdai hazretleri yukarıdaki mısraları söylemişti. O, Kanuni’nin torunu, II. Selim Han’ın oğlu III. Murad Han idi. Vefat ettiğinde 49 yaşının içerisinde bulunuyordu.

Osmanlı Sultanları içerisinde dedesi Kanuni’den sonra en çok şiir yazan padişahtı. Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere üç ayrı dilde divanı vardı. Türkçe şiirlerini toplamış olduğu divanında 1567 gazel vardır ki bu, hiç de azımsanacak bir rakam değildir.

III. Murad Han yalnızca gazel değil, diğer başka nazım şekillerinde de şiirler söylemiştir. Divanında kırk dokuz mesnevi, kırk yedi müfred, otuz sekiz kıt’a, otuz altı nazım ve bir adet de muhammes bulunmaktadır. Şiirlerinde "Muradî" mahlasını kullanırdı.

III. Murad Han, şiirlerinde en fazla tasavvufi ögeleri işlemiştir. Bu özellik diğer Osmanlı padişahlarında olduğu gibi onda da en bariz şekliyle ortaya çıkar. Divanı iki yüz seksen sekiz varaktan oluşmaktadır. Gazelleri okunduğunda edep, ahlak, cömertlik, Rabbini tanımak, peygamberimizi sevmek, ölümü unutmamak vs. nice güzelliklere kapı aralamaktadır.

Bir cihan padişahı dünyaya sahipken dünyaya bağlanmıyor, her an dünyayı kendisine sunanı unutmuyor ondan gafil olmuyordu. Bugün bir mevki makam için sağa sola iftiralar atanların ondan alacakları o kadar çok ders var ki. Yine mevki makam uğruna ayak kaydırmaya çalışanlar, pazarlıklar yapanlar, davalarını satanlar keşke biraz bu sultanlardan ders alabilselerdi. Divanını okuyup nasiplenebilselerdi…

Cenab-ı Hakk’ın kendilerine bahşettiği akıl, dil ve düşünme kudreti ile O’nun ve sevgili peygamberinin yolunu bozmaya değil, anlamaya, anmaya ve anlatmaya say’ ederlerdi. "Şövalye ruhlu" olmaya özenmez, Rabbine kulluk, Resulüne ümmet olmanın hazzı ve sevinci ile dolar taşarlardı.

 

Kadr-i takat her kişiye Hak verir yağmasını,

Takatince her kişi bilmek gerek Mevlâsını...

 

 

Kâinat olmasa O’na ne ziyan!

 

Evet her kişiye nimetler Cenâb-ı Hak’tan gelmektedir. Her kişiye layık bir şekilde verilmektedir. Onları veren adildir. Her kişinin de yine takatince Rabbini bilmesi onu anması elzemdir. Cihan padişahı yirmi iki milyon kilometrekare arazi üzerinde üç kıta yedi iklime hükmederken kendisine ve takati yeteceklere şöyle sesleniyordu:

 

Eksik etme dilden zikr-i Hüdâ

Söyle Sübhâne Rabbiye’l-a’lâ

 

Seni çün vâr idüptür ol Rahman

Zikrini dâim eylegil inşâ

 

Ol Hüdâ’nın şerif ismiyle

Cümleten dolu Künbed-i Hadrâ

 

Cümle dünyada her ne var mevcud

Sen şehün zikri iledir güyâ

 

Kâinat olmasa O’na ne ziyan

Zikriçün kıldı bunları mahzâ

 

Seni var eyledi çün ol Yezdan

Sen dahi eyle O’na hamd ü senâ

 

Zerredür ol cemal-i Mevlâdan

Âleme viren afitâba ziyâ

 

Nice zikr ide seni abd-i zaif

Oldu esmân zatuna meclâ

 

Ey Muradî dilersen a’la câh

Eksik etme dilinden zikr-i Hüdâ

 

Kibir ve gurur sahiplerinin, başı secdeye varmayanların da padişahtan çıkaracağı çok dersler bulunmaktadır. Zira dara düşen herkesin tek bir sığınağı vardır. III. Murad Han da her daim asıl "Padişahlar Padişahı"na iltica ve yakarışta bulunuyor maddi manevi O’ndan yardım diliyordu.

 

Çaresiz kaldım Hüdâyâ çâre kıl yâ Rabb bana

Nefs ü şeytândan halâs eyle beni ey pâdişâh

 

Sana yüz tuttum Hüdâyâ sen hidâyet eylegil

Senden özge kime kılam pâdişâhım ilticâ

 

Ben Murad’a kıl inâyet fazlını ey zü’l-celâl

Senden özge kimesnem yoktur benim yâ Rabbenâ

 

         

Ömrün yel gibi geçer!

 

Nihayet Sultan III. Murad Han bir gazelinde “Sana gelen sendendir, sanma ki başkasındandır” diyerek muazzam nasihatler verir. Cenâb-ı Hak kendisine rahmetler eylesin. Bizlere de ders çıkarmak ibret almak ve aynı duygularla bezenmek nasip etsin!

           

          Her ne kim zâhir olur ol hâlet-i dilden durur

          Her ne kim gelse sana sen sanma ki ilden durur

 

          Yeğ tutarsa ger zebân bil ser dahi tutar karar

          Ne gelirse nîk ü bed her kişiye dilden durur

 

          Dîde âbından gönül şehrini gel ma'mûr kıl

          Yel gibi ömrün geçer sen sanma kim yelden durur

 

          Kibri terk edip dilâ eyle tevazû pîşesin

          Çün bilirsin kim binası haymenin gilden durur

 

          Ey Murâdî va'de-i Hak’dan udûl etme sakın

          Cehd edip incitme kalbi kim gönül kıldan durur

         

          Açıklaması:

          Ey insan! Sana gelen her şey kendindendir, sanma ki başkasındandır.

          Çevrende vukua gelen her şey, senin gönlüne yansıyan bir tavırdandır.

          Eğer dilin bir şeyi söylerse başın da onda karar kılar, yani aklın diline uyar.

          İyiden ve kötüden, kişinin başına ne gelirse bilsin ki dilindendir.

          Gel, gözünün yaşı suyunu akıtarak gönül denen ülkeyi mamur eyle, şenlendir.

          Yoksa ömrün rüzgâr gibi geçip gitmektedir; geçip giden kuru kuruya rüzgâr değildir!

          Sakın kibir ve gurura kapılma tevazu ehli ol. Neye kibirlenirsin ki şu seni ayakta tutan bedenin aslı topraktandır.

          Ey Muradî (Murad Han) sakın Hakk’a verdiğin sözden sapma ayrılma! Bir kalbi incitmemeye de gayret eyle. Zira gönül kıldan incedir.

 

 

TEFEKKÜR

 

Sahn-ı sarayı âleme her ki konar göçer yine

Kimse karar eylemez merhaledir bu rahile

 


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.