Lütfiye AYDIN BİKE

Tarih: 08.01.2021 16:00

DOĞU TÜRKİSTAN

Facebook Twitter Linked-in

 SES VER!
KARDEŞLİĞİMİZİN BU SESE İHTİYACI VAR! 

 

Kurtuliş yolida aktı bizning kanımız,
Sen içün ey yurtimiz, olsun pida canımız
Kan keçip, hem can berip ahir kurtuldurduk seni,
Kalbimizde kurkuzistça var imanımız. 

 

    Türk'ün hayat bulduğu İslam'la yorulduğu yerin adıdır Doğu Türkistan. 

   Tarih, zalim Çin'in zulmünü ve Müslümanların bu zulme karşı olan sessizliğini yazmaya devam ediyor. 

 

    Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm ve yardım feyatları dayanılmaz boyutlara ulaştı. Uygurlu Türklere yaşam alanı kalmadı, ya çinli olacaksın yada yok olacaksın, politikası artarak devam ediyor. Çin'in, Doğu Türkistan’da toplumsal uyum adı altında kurduğu toplama kampları, dindar müslümanların cezalandırıldığı, esaret ve mahkumiyet yeri olmuştur. 

 

    Tüm dünyanın siyasi ve ticari ilişkiler, endişesi ile ses veremediği bu soy kırıma, gerek sivil toplum kuruluşları, gerek gazeteciler, sanatçılar ve gerekse fert olarak, ses verip, gündemde tutmak bizim insanlık görevimizdir. 

 

     Ne yazıkki bizler, bir zulum isabet ettiğinde, onlar, bunlar, şunlar duysun diye beklemekten yorulmuş, etkisiz toplumlar haline geldik. Nasıl ki üzerimize inen musibeti onlar, bunlar, şunlar kaldıramıyorsa, üzerimize inen mesuliyeti de onlar, bunlar, şunlar kaldıramazlar. 

 

     Zamanların, en büyük ve değerli gücü, caydırıcı güçtür. İleri atılan her adımın karşılığı, bir adım geri atmaktır. Atmamız gerekirken atmadığınız her adım, kötüye ve kötülüğe cesaret verir ve bizler fark etmeden kötülüğün müsebbibi oluruz. 

 

    Büyük Mescid-i Aksa yangınında tarihe  düşen şu kara sözler, yapılan bunca zulmün müsebbibine ayna tutan cinstendi. Yıl 1969, siyonistler Mescid'i Aksa'yı ateşe verir. Yeryüzünün ilk kıblesi tüm müslümanların kıymetlisi alev alev yanar. Alevlerin dışı tüm müslümanları yakacak kadar harlı, içi ise Nurettin Mahmut Zengi'ye ulaşacak kadar ahuzarlıydı. 

 

     O zaman ki sözde ülkenin, sözde lideri şu kara sözleri sarf eder. "Sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Ben zannettim ki Mescid'i Aksa'nın yandığını duyan, tüm dünya müslümanları buraya akın edecekler. Biz ve büyük rüyamız yerle bir olacak. Sabah olduğunda hiçbir müslümanın, bir adım dahi atmadığını gördük.  Biz o gün anladık ki bu ümmet ölü bir ümmettir ve biz artık her şeyi yapabiliriz" . 

 

Bizden aldıkları cesaretle değil, bizim kendi elimizle verdiğimiz cesaretle her şeyi yaptılar.      

    Okula giderken öldürdükleri genç kızın yanında,  dünyanın gözüne baka baka cesaretle, korkmadan sıcak kahvelerini yudumladılar. Hiç korkmadan toplama kampları kurdular, binlerce müslüman Uygur kadının yanına Çinli erkek yerleştirdiler. Kadınları başörtülü diye tutukladılar ve tarifsiz işkenceler yaptılar. Geceleri savaş uçaklarını uçurdular, sabah haber değeri bile olmadı. Canlı canlı yaktılar, toplu katliam yaptılar, iffet ve namusları ortaya döktüler, çocukları çaldılar organlarını söktüler. Zulümlerine korkusuzca devam ettiler. 

 

    Bizler ise sadece esirgedik, kahrolsun zalimler diye heybetli bir sözü, şehadet parmağını kaldırıp yüreklere korku salan bir yürüyüşü, bir adım geri attıracak, kalabalık bir duruşu esir gedik. Tarif'lerin, model'lerin,   en'lerin, güncel olan, olmayan haberlerin  arasından çıkarıp, gündem olmasını esirgedik. Biz sadece öylesine ölümü bekler gibi bekledik. Çünkü biz, ahiret karşılığında, dünyadaki rahatlığımızı esirgeyen bir ümmet olduk. 

 

    Şu bilinmelidir ki, eğer herkes kendi payına düşen kıvılcımı söndürmezse, çıkacak büyük yangının ortağı olur. İmanlar bir, bir sapkın zihniyetlerin tuzaklarında ateşe verilirken, kendi neslimiz de bundan payını alır. 

 

   Bedeli ödenmeyen hiçbir din bizim değildir. Dünya deyince ben diyenler, din deyince onlar demekten vazgeçmedikçe, bu zulüm bitmeyecektir. 

 

   Müslüman Uygur kardeşlerimiz, işkenceleri ile ünlü zalim Çin devletinin zulmü altında, insanlık fıtratının kaldıramayacağı işkencelere ve insan hakları ihlallerine maruz kalmaktalar. 

 

   Türkiye'ye sığınan Doğu Türkistan'lı müslüman kardeşlerimiz, günlerdir Çin konsolosluğunun kapısında yakınlarından bir haber almak için beklemekteler.   Toplama kamplarına veya hapishanelere alınan, yıllardır bihaber oldukları, annelerinin, yaşlı babalarının, başörtülü diye sokakta tutuklanan kız kardeşinin, 13 yaşındaki çocuklarının, "sağ mı, ölümü" diye, akıbetlerini bilmek istiyorlar.   

 

  Bizler de belki "inananlar kardeştir" diye bir emri hatırlar, ileri doğru bir adım atar, bu kısık sesli topluluğa bir ses veririz.

Kardeşliğimizin bu sese ihtiyacı var! 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —