Mabut arayışı içine giren Hz İbrahim,gök cisimlerine bakarak tek tek kayıp gitmekte olduklarını görünce;bunlar tapacağım İlahlar olamaz düşüncesinde karar kıldıktan sonra türkçe meali batanları sevmem demek olan o meşhur" La uhibbul afilin"sözü dökülüverir ağzından.
Hırslar'ın,egosal tatminsizliklerin,kibrin,ikirciliğin;kavgaların,aldatmaların, aldatılmaların,menfiyat çamurun'da buluşup, kıvamına erdiği bu üç günlük dünyada neler yapıyoruz Allah aşkına?!Yarına çıkacağımıza dair elimizde bir senet yokken;bunca uğraş neden?Tapusu Allah'a ait olan bu yer yüzünü,biz hangi sıfatla Cennet iken; Cehenneme çeviriyor, hangi akıl cihetiy'le bir sahiplenme duygusuna kapılıyoruz.Eline emanet bırakılan bir şeyin,zamanı gelince sahibine iadesinin noksansız olması gerekmez mi?Yüce yaratan,her şeyin muhasebesini yaparak dünyayı insan oğluna tahsis etmiş; oysa biz öznel duygularımızla daraltarak yaşanmaz hale getiriyoruz.Allah adına olmayınca olmuyor.
Çıkar üstünde vücut bulan her ilişki, zaman süreci içerisinde çürüyüp yok olmaya namzettir; oysa asl olan devamlılık değil midir?Bu denli muvakkat şeyler için tahribkâr olmaya ne lüzum var,sırası gelen dar-ul Ukba'ya zorunlu bir göç'e tabi tutul mayacak mı?
Bir anlık geçici bir zevkin karşılığında; göreceğimiz ebedi bir azabı tasavvur edebilseydik,emin olun Kurt Kuzuy'la hemhal olurdu.Melek-i kuvve'lere sahip olunabilinseydi, dünyanın Cennet olması kaçınılmaz olurdu;amma ne yazık ki, buna egomuzun müsade etmiyeceğini iyi biliyoruz.Az'la yetinmenin; karşısında yenik düştüğü hırslarımız'a gem vura bilme istidadı'nı elde edebilseydik,su an nesilden nesile sürüp giden rahatlık ve huzur üzerinde inşa edilmiş yaşama dair bir mimarinin günahsız mimarları olacaktık.
Ama bunların hiçbiri yapılmadı,yapılamıyor da...Hala didişip duruyoruz;sanki hiç ölmiyecekmişiz gibi.Sırf insan oğulu'nun ıslahı için gönderilen onca peygamber,kitaplar, onca evliyala ve esfiyalar'a rağmen.