Biraz sert bir üslup gibi gözükse de bütüne baktığımız zaman öfkelenmemek elde değil. Hak kelimesi, söze düşen, ama öze düşmeyen bedensiz ruh gibi dillerde dolaşıyor. Bu kelimeyi haksız olanlar, haklı olanlardan daha çok tükettiği için, tabiri caizse karaborsaya düştü.
Hak, canlı ve cansız tüm mahlukatın anayasasıdır.
Hak öyle bir kavramdır ki ırkı yoktur, dini yoktur, rengi yoktur, cinsi yoktur, milleti yoktur, aydını, entellektüeli ve seküleri yoktur. Ne zaman ki hak, bir ırka, bir renge, bir topluma, bir dine, isnat edilirse, haksızlığın temeli atılmış olur. Bugün rengarenk bir hak kelimesi ile karşı karşıyayız. Hakkın bir dini var artık, o dindenseniz haklısınız. Hakkın bir ırkı, bir rengi, bir milleti var artık, onlardansanız haklısınız. Onların nazarında hak, hep onlar için olmalı, onların dışındakiler haksız toplumlardır. Arakan'daki çocuk ile Amerika'daki çocuk, aynı adalet terazisinde tartılamazlar. Gazze'deki çocuk ile Brustol'deki çocuk aynı hayali kuramazlar.
"Haklı mı olmak istersin, mutlu mu olmak istersin ?" tercihlerinde, toplum olarak ikinci şıkkı tercih etmiş olmalıyız ki haksızların sözü yoğun itibar buluyor. Yoksa biz temeli haksızlık ile kazılmış, tarihi adaletsizlik ile yazılmış, dünyanın diğer yarısının hakkı ile saltanat süren, parası can, payesi kan olan, dün kadını şeytan diye asan ve bugün bize kadınlar günü tantanası yapan, haksız güruha bu kadar itibar etmezdik.
En azından utanırdık, Doğu Türkistan'lı kadının, 9 yaşındaki kızıma her gün tecavüz ediyorlar diyen feryadından utanırdık. Suriye'li kadının zindandan, beni öldürün diye yükselen sesinden utanırdık. Arakan'lı kadının sessiz çığlıklarından, Bosna'lı kadının toprağa gömülmüş gözyaşlarından utanırdık.
Biz ancak, hakkı ve özellikle kadın hakkını evvela inancımızdan, sonra da tarihimizden öğreniriz. Onlar daha iki yüzyıl öncesine kadar kadına kötü ruh derken, bizim inancımız, kadını cennet kapısı yapmıştır. Şimdi İslam'da kadının yerini anlatacak değilim. Lakin biz, kadının ayak izine basmanın ibadet olduğu bir dinin mensubuyuz. Her müslüman o ize basmadan haccının kabul olmayacağını bilir. Biz de, kadının izinde yürümeye say, her dönüşe şaft, bir anne endişesi ile sekerek yürümeye ise hervele denir.
Güçlü kadın, pazularını gösteren, dozer kamyon kullanan, erkeklerden daha fazla işlerde istihdam edilen kadındır demek, kadına yapılmış en büyük haksızlıktır. Güçten anladığımız biyolojik güç ise, kadın biyolojik olarak müsait değildir. Bedensel güç kadına üstünlük değil, daha fazla yük getirir. Elinden kutsal emanetlerini alıp, kazma kürek vermek olur. Kadınlar toplumları imar eden mimarlar dır. Kalp ve beyin gücünü kullanmayıp da, beden gücüne itibar edersek, toplumlar bozulur. Bizler bozulan toplumların, sebebini bilmeden bağımlılıkları ve sapkınlıkları konuşur hale geliriz.
Kadına, kazma kürekle çalıştığı zaman alın terinin karşılığı verilip, çocuğuna matematik öğretmenliği yaparken, mutfağında aşçılık, evinde temizlik yaparken, emeğinin karşılığı verilmiyorsa bu da adaletsizlik olur. Bu adaletsizlik kadını dışarda bekleyen değirmenin dişlilerine iter. Olan ise çocuklara, yani gelecek nesillere olur. Aile kavramı ortadan kalkar. Evinde misafir odası bulunduran millet gider, karısına yemek hesabı ödettiren millet gelir ve biz savaşmadan kaybetmiş oluruz.
Hasılıkelam, dinden payını almayan dindarlar, aydınlıktan payını almayan aydınlar, kadınların sizin vereceğiniz güce ve özgürlüğe ihtiyacı yok. 1400 yıl önce verilen itibarımıza dokunmayın yeter, vesselam.