Kurbanın ve Ramazanın bedenine itibar ettiğimiz kadar, ruhunada itibar etmediğimiz ve kudsiyetini diri bir şekilde nesillere aktaramadığımız vakit, elimizde bir et bayramı, bir de şeker bayramı ile kala kalırız vesselam.
Kurban Allah'a yaklaşmaktır.
Onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat sizden O'na ulaşan, yalnızca O'na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir. Hac 37.
Öyleyse kurban iki mana ihtiva eder, Ruh ve Beden gibi.
Kurbanın bedeni, her yıl Zilhicce'nin 10. Günü kesilen büyükbaş, küçükbaş kurbanlarımızdır.
Kurbanın Ruhu ise, bizi Allah'tan uzaklaştıran hal ve hareketleri, Allah rızası için kurban etmektir.
Bencilliğimiz, yalanımız, riyamız, kibrimiz, tamahımız, kinimiz, hırsımız gibi.
Bedenini kıbleye çevirdiğimiz kurbanın üzerine, samimiyetimizi, merhametimizi, irademizi, sebatımızı birde kardeşliğimizi koyarsak, kurbanımız diri olur ve yakınlaşma başlar.
Her şey zıttını var eder, Kurban Allah'a yaklaşmaktır, ona yaklaşmadığımız zaman, uzaklaşmış oluruz. Uzaklaşınca bütün karalar ve karanlıklar başlar. Hadsizce ve pervasızca cesurlaşır insan.
Hiç korkmadan, ar etmeden ele pankart alınır, ben lut kavmiyim denir.
Ben bu çağda böyle düşünmüyorum denir.
Üzerinde yürüdüğü arza ve onu gören gözlerine bakmadan, yaratıcıya inanmıyorum denir.
Bana ne başka insanlardan denir.
Henüz düşünmüyorum, daha erken denir.
Ben denir, Benim denir.
Riya dolu ameli göstererek, kibirle cennet benim denir.
Denirde denir.
Üstüne birde et dolu difrizlere bakarak, maşallah iyi et çıktı, Allah kabul etsin denir.
Paylaşmayıp, aylarca derin dondurucuda ve difrizlerde bekleterek, toksinlere ve mikroorganizmalara maruz kalan etler, besin değeri kaybolmuş bir şekilde tüketilir.
Netice itibari ile, Kurban gibi gözükür et olur, Et gibi gözükür dert olur.
YAŞANMIŞ BİR HİKAYE
Dinlediğimden beri, yıllar geçti hala unutmadım. Sizinle 90'lı yıllarda yaşanan bir hikayeyi paylaşmak isterim.
90'lı yılların, memur kesimi dar gelirli olduğu için, İstanbul'un gelir seviyesi yüksek semtlerinde oturmak istemezler, oturmazlardıda. Lakin bizim öğretmenin tayini şaşkaza Nişantaşı'na çıkar.
Dört çocuklu, dar gelirli öğretmenimiz, kapıcı dairesinin üst katına, kiracı olarak yerleşir. Kira ücreti neredeyse bütün maaşına tekabül etmektedir. Ay sonunu büyük sıkıntılarla getiren öğretmen, geçinmek içinde oldukça borca girmiştir.
Borç harç derken, Kurban Bayramıda çıka gelir. Öğretmen bey, endişeli üzüntülü bir şekilde, bu bayram kurban kesmemeye karar verir. Yıllarca evlerinden kurban eksik olmayan öğretmenin, kurban kesemeyecek olması ağrına gitsede, başka çaresi yoktur.
Öğretmen bey apartmanda henüz kimse ile tanışmamış, maddi farklılıklardan dolayı da çekimser kalmıştır. Öğretmen beyin dört tanede çocuğu vardır. Çocuklar "Baba biz nezaman kurban alacağız" sorusuna, "bu bayram bize komşularımız kurban getirecek" diye çocuklarını teselli eder.
Nişantaşında çoklu yerleşim sistemi hakim olduğu için, kimse kimseyle iletişime girmez, komşuluk yapılmaz, aynı kapıdan çıkan insanlar birbirini tanımazlardı. Sadece binanın kapıcısını tanırlar ve onlara göre tek ihtiyaç sahibi de o kapıcı olurdu. Kurban kesildiği vakit Ihtiyaç sahibi arama zahmetini de girilmez, direk baştan savar gibi, kurban etleri kapıcıya verilirdi.
Bayramın birinci günü kurbanlar kesilmeye başlar. Öğretmen beyin çocukları heyecanla zilin çalacağı anı bekler. Öğretmen bey ise, buruk bir şekilde çocuklarını izler, kapının çalınması için gizli gizli dua eder, lakin zil bir türlü çalmaz.
Öğleye doğru kurbanların etleri bir bir kapıcı dairesine doğru gelmeye başlar. Bir gün böyle geçer. İkinci gün, ikindi vakti kapıları çalar, tüm aile heyecanla kapıya yönelirler, öğretmen bey kapıyı açar, alt katta oturan kapıcı gelmiştir. Elinde koca bir tepsi dolusu etle sözle başlar. "Sayın komşum, bizim buzlukta ve difrizde yer kalmadı, bu etleri iki günlüğüne sizin dolapta yer varsa koyabilir misiniz. İki gün sonra gelip alacağım" der. Öğretmen "tabi ki bizim dolapta yer var" der. Bir tepsi dolusu eti buzluğa yerleştirir.
Öğretmen beye hayatı boyunca taşıdığı hiç bir yük, bu bir tepsi et kadar ağır gelmemişti. Çocuklarının gözlerinden gözlerini kaçırıp, saatlerce sessizce oturdular. Kapıcı iki gün sonra gelip emanetini geri aldı.
Güzel insanlar, maalesef o günler bazı semtlerde olan iletişim problemi, günümüzde yaygınlaşmış, her tarafı sarmıştır. Aynı kapıdan girip çıktığımız insanları tanıyamaz olduk.
İHTİYAÇ SAHİBİ İNSANLARI ARAYIP BULMAK, ONLARIN BİZDE OLAN HAKLARINI TESLİM ETMEK, BİZİM EN ÖNEMLI GÖREVIMIZDİR.
Kurban yaklaşmaktır. Akrabaya, Komşuya, Eşe, Dosta, Çevrendeki insanlara yaklaşmaktır.
YAKLAŞMAK, ihtiyaç sahibi olsun olmasın, komşunun kapısını çalıp, Bayramınız mübarek olsun. Biliyorum Kurban kestiniz ama, bizim Kurbanımızında tadına bakar mısınız demektir.
Velhasılı kelam, Allaha yaklaşmanın yolu, kuluna yaklaşmadan geçer. Hayırlı Bayramlarımız olsun.