Dünyamız deprem kuşağında. Büyük depremler bekleniyor, taş taş üstünde kalmayabilir, bu gece manisa'da yine deprem oldu.
Bu gece, Gazze ve İdlip'te, taş taş üstünde kalmadı, gece boyunca masum insanların üzerine bomba yağdı.
Çin'den yükselen virüs sınırımıza kadar yaklaştı.
Masum Uygur Türklerinin feryatları sınırları aştı.
Bilim adamlarının verilerine göre, insanlığı büyük bir Tufan bekliyor, iklim değişiklikleri ve buzulların erimesi yeryüzünün felaketi olabilir.
Mazlum coğrafyalar da tam bir insanlık felaketi yaşanıyor, sömürü, açlık, işgal ve zulüm had safada. Mazlumların feryatları yeryüzünden ARŞA ulaştı.
İnsanlığın iradesinin bittiği yerde, ilahi irade devreye girer. Sadece zulmü yapanları değil, seyredenleri de korkutur.
Savaş öyle eskisi gibi karşı karşıya mertçe yapılan bir şey değil artık. Şimdiki savaş; sen bombalanmış bir şehrin, virane evlerinin arasında açlıkla mücadele ederken, adını bile duymadığın bir sürü ülke uçaklarının, yeniden başından aşağı bomba yağdırmasıdır.
Son ses ile feryat edersin "yardım edin" diye, onlar yine kimyasal silahları ile yardıma gelirler. Son ses kesilene kadar vururlar, vururlar. Sonramı? sonrası, demokrasi, insan hakları, medeniyet, bir de deniz canlılarını sevelim, denizlere çöp atmayalım.
Zulme karşı sessiz kalanların, zulme uğradıkları zaman, seslerini kimse duymaz...
Bela ile Musibetin farkını bilir misiniz? Musibet ikazdır, belayı celb ediyorsun kendine gel, insan kal demektir. Bela ise cezadır, sonlarda verilir ve geri dönüşü yoktur.
Ala-yı iliydin için yola çıkan insanlık, esfel-i safilin e doğru yol aldığında, haddi aşıyor demektir. Had öyle aşılırki, adeta Allah ile görev değişimi yapılır. Bütün sorgulama görevlerini kendisine alır, kendi görevlerini ise, Allah'a tevdi eder.
Kibirden oluşturduğu sorgulama makamında, onları, bunları, şunları sorgular. Yanlışları , doğruları , büyükleri, küçükleri, ötekileri sorgular.
Kendince hakedişler verir. Suçlular tayin eder, cezalar keser, hep karşıdakiler kötü yapıyordur, hep karşıdakiler yanlış yapıyordur. Hiç kimse görevini yapmıyordur. Sonra biraz daha haddi aşar, kıyamete kadar sürecek olan hak ile batıl mücadelesinde, iyiyle kötü imtihanında, Allah'ı göreve çağırmaya başlar.
Ben sorguluyorum, sen düzelt, sen yardım et, sen kahret, sen helak et. Ben meşgulüm sen ebabil gönder. Onlar çok güçlü silahlar yaptılar, sen yıldırım gönder. Onları yerle bir et. Kasırga gönder. Deprem gönder, gibi şımarık miras yiyen zengin çocuğu edasıyla konuşup dururlar.
Bilmezler ki, iyi olma mücadelesinden vazgeçtiginde, rehavetin denizinde boğulup, tembelliğin ve bencilliğin esaretine girdiğinde, iradesini ve mücadelesini kaybettiğinde, BELA ZALİME YAKLAŞIRKEN, MUSİBET'DE KENDİSİNE DİR.
İhtarı dikkate almayanlar ise, belanın girdabına girdiklerinde, dikkate alınmazlar.
İmtihanı kazananlar, onlar "ne yaptılar" diyenler değil, "ben ne yaptım" diyenler olur.
İnsani duygularını korumayı başarabilenler ise zulmü gördükleri vakit güçleri yettiğince elleriyle, dilleriyle ve gönülleri ile ses verirler.
Bu verilen insani cevap, seslerin duyulmadığı günde kendilerine kefaret olur.
Hasılı kelam, biz biz olalım, bela gelmeden, ikazlara kulak verelim vesselam.