Hayat; her birimizi ait olduğumuz denize doğru hızlı bir akıntıyla götüren bol kıvrımlı bir nehir.. Bu yolculuk kimi yerde yakıcı, bunaltıcı, acıtıcı.. Kimi yerde sakin, asude ve iç açıcı.. Lakin öyle ya da böyle hiç bir an çivi gibi saplanıp kalmıyor üstümüzde... Acıtsa veya mutlu da kılsa yitip gidiyor zaman, direnişin beyhude olduğu kendine özgü seyrinde...
Bize düşen; hayatın içinden esasında ışık hızıyla geçerken adına ömür denilen mühlet müddetince, zamanın alabildiğine geniş ve verimli arazilerine yüreğimizle, fikirlerimizle, işlerimizle, hasılı bizi biz yapan, başkalarından ayıran kimliğimizle iyilik tohumları ekmek...Durmaksızın.. Sağa sola bakmaksızın...Karşılık ummaksızın...
Elbet ekilen her ne ise kucak kucak toplama vakti de gelir...Bir nevi hayat bizi bize geri bildirir.. Hem dünya da.. Hem ukba da... Ve fakat vakti gelince... Vaktinden önce değil..
Eski ekoldekiler iyiliği bir ağaca benzetirler; zamanı geldiğinde mutlaka meyvesini verecek bir ağaç...
Bu kadim topraklarda hemen her gün behemehal iyilik yapma peşinde koşan, hayır-hasenat hususunda birbiriyle adeta müsabakadaymış gibi yarışan insanlar yaşıyordu bir zamanlar... Penceresinin önünde oturup yoldan geçen hiç tanımadığı bir insanı bile sırf ‘misafirle yemek yemenin hesabı yok, sevabı çok’ inancıyla yemeğe davet eden yüce ruhlu insanlar..
Bozulum ne vakit başladı; bu mevzuu muğlak... Nedenler alt alta, uzun uzun sıralanabilir belki... Ama en içi dolu gözüken saik; HİKMETİN YİTİRİLİŞİ olabilir mi...?
Dinin tamamen şekilciliğe dönüşüp, derinliğinin kaybedilişi...? Dinin ahlak boyutunun yürürlükten kaldırılışı...? Ahlak denilince sözde dindarların aklına ancak bel altı mevzular gelir nedense... Oysa Ahlak önce kalbin ve ruhun eğitilmesidir... Bedense zaten onlara tabii...
Din utanıyor artık dindar görünümlü insanların din adına ahkam kesmelerinden de.. neyse.. bu mesele başka bir yazının konusu...
‘Hikmet müminin gayb olmuş malıdır, nerde bulursa alsın.’ Hadis_i Şerif’i Hikmetin(Bilgeliğin) hayati önemini apaçık bir biçimde ortaya koyuyor...
Hikmetsiz yaşam yaşam değildir...
Hikmetsiz hayatlar bitkisel hayattan farksızdır..
Bu yüzden tadı yok kimselerin..
Huzuru yok alemin...
Acilen ruhun, kalbin, bedenin, ferdi ve cemiyet hayatının şifa kaynağı Hikmet; yeniden keşfedilmeli...
Hikmetsiz toplum hayatı, eğitim hayatı bir robot gibi donanımlı ve lakin olabildiğince hedonist nesiller üretmekten öteye geçmiyor, geçmeyecek..
İyilik yapmayı bir sonsuzluk membaı gibi gören, iyilikte yarışmayı şiar edinmiş dede ve ninelerin torunları olarak kaybolan değerlerimizi, hikmeti, edebi yeniden keşfedip, hayatlarımıza dahil etmez isek uçuruma son sürat giden trenimiz daha da hızlanacak...
Bir cerrahmışçasına önce kendini masaya yatırmalı insan..
Kendini düzeltmeli.. kesmeli.. biçmeli.. eklemeli.. eğitmeli...
Yoksa hiç dinmeyen ihtiraslarına kapılarak, aynı dine, inanca, davaya, mefkureye sahip insanların birbirini neredeyse boğazladığı, kazık attığı, altını oyduğu, çelme attığı günümüzün yarınları umutsuz vaka..