Menü İdeal Yaşam
Neslihan SOYHAN MİCAN

Neslihan SOYHAN MİCAN

Tarih: 21.11.2019 14:36

ZİHİNLERE ÇÖKEN KABUS!!!

Facebook Twitter Linked-in

Adına Modern çağ, efendim Aydınlanma Çağı vesaire desekte, ülke olarak hatta dünya olarak pek bir garip zamanlardan geçiyoruz vesselam...

 

İnternet ağlarıyla, iletişim teknolojisinde yaşanan olağanüstü kalkınmayla, insanlığın maddeten değişen ve gelişen doğasıyla dünya üzerindeki tüm sınırlar kalktı kalkmasına da; bu sefer de zihinlere bir kabus çöktü, duygu dünyasının nevri döndü, akıllar rotasını yitirdi, mantıksal düşüncenin tüm devreleri yandı, insanların kahir ekseriyeti ilkel dürtüleriyle yaşayan yarı insan yarı robot yeni bir varlığa evrildi sanki..

 

Ekranlardan başka bir şeye bakmaya fırsat bulamayan çağ insanı; bir başka canlıyla empati kurma yeteneğini yitirdi, gerçek dünyayla sanal dünya arasında sıkışıp kalan algı sisteminin doğal olarak teknik arıza yapması neticesinde  eğriyle doğruyu ayırtetme becerisini büyük ölçüde kaybetti, teknik cihazların ve maddenin her bir şeye hükmetmesiyle pek tabii ki ruhsal boyutunu hiçe sayarak maalesef hedonizmin, egoizmin ve illa ki narsisizmin kucağına oturdu..

 

Ve fakat bunlarla da bitmedi.. Şimdiler de vahşizm denilen yeni bir akım başladı.. Kendinden olmayana, kendin gibi inanmayana, kendin gibi düşünmeyene, kendin gibi giyinmeyene sokak ortasında darp ve saldırı, sosyal medya denilen çöplükte itibarsızlaştırma ve linç etme girişimi, küstahlıkta, edepsizlikte, ahlaksızlıkta, bencillikte, ukalalıkta, galiz küfürlerde sınır tanımama vb. 

 

Heyy neler oluyor?? Maddi kalkınma, zenginlik, bilgiye kolay ulaşma, diplomalar, okullar vs. bu kadar artar iken cemiyet hayatındaki bu çöküş, bu ruhsuzlaşma, bu kabalaşma, bu ahlaki değerlerden hızla uzaklaşma, bizi biz yapan tüm değerlere mugayir davranma, inancı sadece görünüşte yaşama, bunlar da neyin nesi..??

 

Sahi nedendir acaba, kalplerdeki bu sıkışma, beyinlerdeki bu daralma, düşünce dünyasındaki sığlaşma, beşeriyetteki mutsuzlaşma, egoları bir türlü doyuramama, kültürel yozlaşma, hikmetten uzaklaşma, kendinden başkasına duyarsızlaşma, nedendir acaba vandallıkta level atlama???

 

Üzerinde tezler yazılsa, kafa yorulsa, patolojik analizler yapılsa yeri var.. 

Zira en büyük 'beka sorunumuz' kaliteli insanlardan yoksunluğumuzdur..!

Nüfusen artan lakin kalite olarak dibe çöken bir topluluk ne işe yarar ki..??

İnsan önce manen olacak, manevi dünyası doyacak, manevi hazların ardında koşacak..manevi dünyanın açlığını maddiyat ve sınırsızca yaşanan nefsani arzular gideremez asla.. 

Maddiyat; manevi açlığı  doyuramaz..!

 

 

Bundan dolayıdır ki insanlık içinden geçtiği çağlar boyunca hep inanacağı bir şeyler aramış; kimi ateşe tapmış, kimi güneşe, ineğe, kimi güce, paraya, nefse.. 

Ama illa ki tapacağı, tapınacağı, içindeki boşluğu dolduracağı bir inanç sistemi aramış...

 

Çünkü insan tıpkı bir fabrika gibi donanımlı ve sistematik gelir bu dünyaya.. Sinir sistemi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi vs.nasıl ki beden dinamiklerimiz için elzemse inanç sistemimiz de ruhsal boyutumuz için elzemdir..  

 

Bu insan olmanın, insan doğmanın ayrıcalığıdır.. İnsanı diğer varlıklardan ayıran işte bu doğal inanç ayracıdır.. 

 

Huzurun yegane adresi; insanın varoluş kodlarını arayıp bulması, kendini yoktan vareden Yüce Yaratıcıya tam teslim olması ve inandığı gibi yaşamasıdır..

 

İnançlarımızdan, kendi doğal dünyamızdan, manevi kodlarımızdan uzaklaştıkça ruhlarımız acı çekmeye, kalplerimiz feryat etmeye, benliğimiz buhranlar içinde debelenmeye mahkum olacaktır..!

 

İnsan kendi doğasının gerçeklerinden kaçtıkça, nefsine boyun eğip ona tapındıkça, önce ben, sonra da ben, hep ben demeye alıştıkça, taptığı kendi öncelikleri, bitmeyen istekleri ve doymayan arzu ve hırsları oldukça, boşversene başka yürekleri hep kendi yüreğinin peşinden git bencil mottosuna tutundukça; mutluluğa da, huzura da ve dahi tatmin duygusuna da ilelebet hasret kalacaktır..!

 

Ve gene bununla da kalmayıp kendi taptığı, tapındığı nefsine, fikirlerine, ideolojilerine başkalarını da tapındırmak gibi bir zorbalık geliştirerek, hasta ruhuyla kendi ideolojik sarmallarına küçücük çocukları alet etmekten imtina etmeyerek vahşi bir zevk alacak ve insan olmaktan çıkacaktır...!

 

Küçücük çocukları kullanarak ideolojik hezeyanlarına taptıran eğitmene muhtaç zavallı beyinli öğretmenler; ülkemizin geldiği psikolojik tablonun çok acı göstergesidir aslında..

 

Çok acı bir kaybımız var artık; Biz insan kaybediyoruz...!
İnsanlığımızı kaybediyoruz...!

Ruhen, bedenen ve sosyal yönden sağlıklı bireyler yetiştiremiyoruz..
Teknolojide level atlasak ne ki..?


Oysa fabrika ayarlarımıza, yaradılış kodlarımıza uygun yaşarsak, her şeyde; inanmakta, konuşmakta, teknolojiyi kullanmakta, herhangi bir fikri, inancı, yaşam tarzını anlatmakta, ferdi ve sosyal hayatımızın her safhasında orta yolda olmayı tercih edersek, geçici olan şu dünyada huzur da buluruz, huzur da veririz, huzur da ekeriz.. huzur da biçeriz..

 

Ne nefsimize, ne başka bir insana, ne teknolojiye, ne dünyaya, ne paraya, ne de zevklerimize tapalım, tapınalım, tapındıralım...

 

Şu üç günlük dünyada önce insan olmanın erdemine varalım..

Teknolojiyle aramıza biraz mesafe koyalım..
Sanal ortamdaki mesajlara ayırdığımız vakitten biraz artırıp, tabiatin, ruhlarımızın ve başka ruhların mesajlarına vakit ayıralım, biraz da gerçek hayatı okuyalım..

 

Hayat; kendimizi arayıp bulmak, taşkınlıklarımızı ve eksikliklerimizi gidererek aşkınlığa ulaşmak için var...

Yoksa yakın bir gelecekte tüm beşeriyet hayvanlara taş çıkartan bencil ve duygusuz robotlara dönüşecek; ve bir zamanlar evrende insanlarda yaşarmış masalsı anlatımında kalacak insanlık tarihi..


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —